<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dini hikaye, kıssadan hisse, tarihi hadiseler &#187; Çocuklar İçin</title>
	<atom:link href="http://www.uhut.net/dini-hikayeler/category/cocuklar-icin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.uhut.net</link>
	<description>Dinimiz ve tarihimizden en güzel örnek yaşamlar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2012 22:27:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>“Hiç olmazsa safımız belli olur.”</title>
		<link>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/115_%e2%80%9chic-olmazsa-safimiz-belli-olur%e2%80%9d.htm</link>
		<comments>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/115_%e2%80%9chic-olmazsa-safimiz-belli-olur%e2%80%9d.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 07:55:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[su taşıyan karıncanın öyküsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uhut.net/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[Kral Nemrud İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar. İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrud’un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://img218.imageshack.us/img218/3660/282041pg0.jpg" class="alignright" width="175" />Kral Nemrud İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar.<br />
İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler.<br />
<span id="more-115"></span>Atacaklarmış ki Nemrud’un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı gelmesin İbrahim Peygamber.</p>
<p>Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye? Nereye böyle?”</p>
<p>Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrud, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.”</p>
<p>Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak uluorta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe dönüp yüzünü hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”</p>
<p>Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/115_%e2%80%9chic-olmazsa-safimiz-belli-olur%e2%80%9d.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki kardeş</title>
		<link>http://www.uhut.net/ibretlik-hikayeler/108_iki-kardes.htm</link>
		<comments>http://www.uhut.net/ibretlik-hikayeler/108_iki-kardes.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2008 10:42:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[İbretlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uhut.net/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış&#8230;. Büyüğü Halil&#8230;. Küçüğü ise İbrâhim&#8230; Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış&#8230; Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin&#8230; Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip giderlermiş&#8230; Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar&#8230;. İş kalmış taşımaya&#8230;. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://80.190.202.79/pic/k/karaadilli/bugday.jpg" align=right alt="" />Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış&#8230;.<br />
Büyüğü Halil&#8230;.<br />
Küçüğü ise İbrâhim&#8230;<br />
Halil, evli çocuklu.<br />
İbrahim ise bekârmış&#8230;<br />
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin&#8230;<br />
<span id="more-108"></span><br />
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..<br />
Bununla geçinip giderlermiş&#8230;<br />
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.<br />
İkiye ayırmışlar&#8230;.<br />
İş kalmış taşımaya&#8230;.<br />
Halil, bir teklif yapmış :<br />
İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.<br />
Peki abi demiş İbrahim&#8230;<br />
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye&#8230; .<br />
O gidince, düşünmüş İbrahim:<br />
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine<br />
Böyle demiş ve,<br />
Kendi payından bir miktar atmış onunkine&#8230;<br />
Az sonra Halil çıkagelmiş.<br />
Haydi İbrahim&#8230;! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.<br />
Peki abi&#8230;!<br />
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..<br />
O gidince, Halil düşünür bu defa:<br />
Der ki:<br />
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.<br />
Ama kardeşim bekâr.<br />
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.<br />
Böyle düşünerek,<br />
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek&#8230;..<br />
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.<br />
Bu, böyle sürüp gider&#8230;..<br />
Ama birbirlerinden habersizdirler.<br />
Nihayet akşam olur.<br />
Karanlık basar.<br />
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.<br />
Hatta azalmıyor bile&#8230;.<br />
Hak teala bu hali çok beğenir.<br />
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki &#8230;<br />
Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.<br />
Şaşarlar bu işe&#8230;<br />
Aksine çoğalır buğdayları.<br />
Dolar taşar ambarları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uhut.net/ibretlik-hikayeler/108_iki-kardes.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlı çobanın elma ağacı</title>
		<link>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/104_yasli-cobanin-elma-agaci.htm</link>
		<comments>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/104_yasli-cobanin-elma-agaci.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 09:29:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uhut.net/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Çok eski devirlerde ve bilinmeyen bir memlekette yaşlı bir çoban varmış. Çoban her sabahın ilk ışıklarıyla sürüsünü otlatmak için yollara düşer, yaylaya çıkarmış. Sürüsü otlanırken kendiside tepeye yakın bir yerde bulunan elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: “Hadi bakalım evladım, bu ihtiyarın elmasını ver artık” dermiş. Ve her seferinde de ağaçtan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok eski devirlerde ve bilinmeyen bir memlekette yaşlı bir çoban varmış. Çoban her sabahın ilk ışıklarıyla sürüsünü otlatmak için yollara düşer, yaylaya çıkarmış.<br />
Sürüsü otlanırken kendiside tepeye yakın bir yerde bulunan elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak: “Hadi bakalım evladım, bu ihtiyarın elmasını ver artık” dermiş.<br />
Ve her seferinde de ağaçtan bir elma düşermiş.<br />
<span id="more-104"></span><br />
Hem de en güzelinden, en olgunundan.<br />
Yaşlı çoban sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu güzelce bir soyar dilimlere ayırırmış.<br />
Ağacın hediye ettiği elmayı küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kuran’ını okumaya başlarmış.</p>
<p>Yaşlı Çoban, elma ağacını yirmi yıl önce kendi elleriyle dikmiş.<br />
Her gün sürüsünü otlatmaya gittiğinde de sık sık sularmış, sulama için ise büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırmış.<br />
Elma ağacının kökleri, işte bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamış.<br />
Elma ağacı ilk meyveye durduğunda çobanda henüz genç olduğundan, elmanın en güzelini koparır yermiş.<br />
<img src="http://media.libsyn.com/media/npl1/apple_tree.jpg" width=250 align=right />Aradan geçen zaman hem çobanı hem de ağacı yaşlandırmış.<br />
Yaşlı çobanın bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti.<br />
Ama elma ağacının boyu ne kadar uzarsa uzasın, ağaç yine de onun yavrusu değil miydi?<br />
Yaşlı çoban onu bir evlat sevgisiyle okşarken;<br />
“Ver yavrum” derdi “gönder bakalım bu günkü kısmetimi”<br />
Ve ağaçtan bir elma çobanın tam avucuna düşerdi, hem de hiç nazlanmadan, hiç usanmadan.<br />
Yıllar boyu ağaç hiç pintilik yapmadı, yaşlı çobana elma vermeyi bir türlü aksatmadı.<br />
Ara sıra köylüler, uzaktan uzağa çobanı izler ve ağacın yaşlı çobanın avucuna bıraktığı elmayı hayretle seyrederlerdi.<br />
Bu olayı bir birlerine anlatmaları nedeniyle de yaşlı çobanın veli bir zât olduğuna kanaat getirmişlerdi.</p>
<p>Yaşlı Çoban günlerden bir gün her zamanki gibi sürüsünü getirip, onları otlamaya bırakarak, ağacın altına uzandı.<br />
Biraz dinlendikten sonra namazını kıldı, Kur’anı’nı okudu.<br />
Sıra evladı gibi sevdiği ağaçtan o günkü rızkını istemeye gelmişti.<br />
“Hadi bakalım evladım, bu ihtiyarın elmasını ver” dedi ve avucunu açtı.</p>
<p>Ama o da ne?</p>
<p>Ağaçtan elma düşmedi.<br />
Bir müddet daha bekledi yine istedi ama ağaç, çobanın istediği elmayı bir türlü vermiyordu.<br />
Üstelik dallar, şimdiye kadar olduğundan çok daha doluydu sanki, neden pintilik etmiş, neden yaşlı çobandan elmasını esirgemişti, işte onu bir türlü anlamadı.<br />
Ancak beklemesine rağmen ağaç istediğini vermiyordu.<br />
Yaşlı çobanın gözleri yaşardı. Gözlerinden süzülen yaşlar bembeyaz sakalından akıp, gitti.<br />
Yaşlı çoban ümidini keserek, ağacın altından ayrılıp, sürüsünün yanına döndü, kırılmıştı ve çok üzülmüştü.<br />
Kolay mıydı ki, yavrusu ilk defa reddediyor, ilk defa kendisinden bir elmayı esirgiyordu.<br />
Yaşlı çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu.<br />
Sürüsünde bulunan kuzuları, koyunlar ve keçileri yavaş yavaş toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden.<br />
Yaşlı çoban yeniden doğmuş gibi hissetti kendisini, unuttuğu bir şey hatırlamıştı.</p>
<p>Çocuklar gibi sevinen çoban tekrar ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken;</p>
<p>“Canım” dedi, hıçkırıp ağlayarak&#8230;</p>
<p>“Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, Ramazan’ın ilk günü olduğunu!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/104_yasli-cobanin-elma-agaci.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Gülleri: Hasan ve Hüseyin</title>
		<link>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/27_peygamberimizin-gulleri-hasan-ve-huseyin.htm</link>
		<comments>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/27_peygamberimizin-gulleri-hasan-ve-huseyin.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 11:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuklar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Hüseyin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.uhut.net/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber Efendimize en çok benzeyen kişilerden biri de Hazreti Hasan’mış. O, Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma’nın ilk çocuklarıymış. Hasan, Hicret’ten üç yıl sonra dünyaya gelmiş… Hüseyin ise bir yıl kadar sonra.. Gerek Hasan, gerekse Hüseyin, doğdukları andan itibaren sevgili Peygamberimizin ilgisini ve sevgisini kazanmışlar. Dünyaya geldikleri zaman kulaklarına ezanı Peygamberimiz okumuş, kundaklarını yine kendi elleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimize en çok benzeyen kişilerden biri de Hazreti Hasan’mış. O, Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma’nın ilk çocuklarıymış. Hasan, Hicret’ten üç yıl sonra dünyaya gelmiş… Hüseyin ise bir yıl kadar sonra.. Gerek Hasan, gerekse Hüseyin, doğdukları andan itibaren sevgili Peygamberimizin ilgisini ve sevgisini kazanmışlar.</p>
<p><span id="more-27"></span></p>
<p>Dünyaya geldikleri zaman kulaklarına ezanı Peygamberimiz okumuş, kundaklarını yine kendi elleriyle sarmış… Sevgili Peygamberimiz, Hasan ve Hüseyin için sık sık şöyle dua edermiş: “Allah’ım! Sana sığınıyorum. Bu iki yavrumu, şeytanın ve kötü bakışlı insanların şerrinden sen koru…”</p>
<p>Peygamberimiz bu duanın, Hz. İbrahim’in, oğulları İsmail ve İshak’a; Hz. Yakub’un da oğlu Yusuf’a yaptığı duanın aynısı olduğunu söylermiş…</p>
<p><img src="http://img364.imageshack.us/img364/2968/cocuklarsv5.jpg" alt="" width=200 align=right></p>
<p>Peygamber Efendimiz, zaman zaman torunlarını yanına çağırarak koklar ve öpermiş. Onlar için sevgili Peygamberimiz: “Bunlar benim bu dünyadaki iki reyhanımdır” diyormuş… Sahi, çocuklar, reyhan nedir, biliyor musunuz?</p>
<p>Reyhan, güzel kokulu bir çiçektir.. Demek ki çocuklar, Peygamberimizin gözünde güzel kokulu çiçeklermiş… Bizler de, Hasan ve Hüseyin’e, gül kokulu Peygamberimizin gül kokulu torunları dersek, herhalde abartmış olmayız değil mi? Öpüp kokladığı güller…</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz, torunları Hasan ve Hüseyin neşelensinler, sevinsinler diye çeşitli davranışlarda bulunurmuş. Sözgelimi, dilini çıkararak Hasan’a doğru uzatırmış. Peygamberimizin dilinin kırmızılığını görünce, Hasan bundan çok hoşlanır, neşeyle dolarmış…</p>
<p>Yine Peygamberimiz sakalıyla Hasan’ın oynamasına izin verirmiş. Bu esnada Hasan’ın parmaklarını ısıracakmış gibi yaparmış. Hasan bundan çok hoşlanır, neşelenirmiş. Bazen gecenin ilerleyen saatlerine rağmen yanında kalmalarına izin verirmiş. Sonunda bu tatlı yavrular, Peygamberimizin göğsünde yada karnı üzerinde uyuyakalırlarmış.</p>
<p>Bir defasında ise, Peygamberimiz davetli olduğu yere torunu Hüseyin’i götürmek istemiş. Bu sırada arkadaşlarıyla oynamakta olan Hüseyin’i yakalamak üzereyken, Hüseyin sağa sola koşmaya başlamış. Peygamberimiz de yakalayıncaya kadar onu taklit ederek sağa sola koşmuş… Sonuçta Hüseyin’i yakalamış ve onu kucaklayarak öptükten sonra şöyle buyurmuş: “Hüseyin benimdir, ben de Hüseyin’in”</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz, kızı Fatıma’yı ziyaret ettiği zaman kendisini karşılayan Hasan ve Hüseyin’i hemen omuzlarına alır ve onları sevmekle işe başlarmış. Yine böyle bir durumda, onları Peygamberimizin omzunda gören Hazreti Ömer, Hasan ve Hüseyin’e dönerek: “Ne mutlu size, ne kadar değerli birinin omzundasınız,” demiş. Peygamberimiz de : “Tabii, çünkü onlar da benim için çok değerli kimselerdir,” diye karşılık vermiş.</p>
<p>Günlerden bir gün, Peygamberimizin, torunu Hasan’ı öpüp kokladığı bir anda içeri giren bir adam bunu yadırgamış ve şöyle demiş : “Benim on çocuğum var ama doğrusu hiçbirini bu şekilde öpmedim.” Peygamberimiz de ona şu anlamlı cevapla karşılık vermiş: “Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?..”</p>
<p>Torunlarını çok seven Peygamberimiz, onları omzuna alarak dolaştırır, camiye gittiğinde de beraberinde götürürmüş. Sevgili Peygamberimiz, zaman zaman Hasan ve Hüseyin’i güreştirir veya ok atma yarışı yaptırırmış.</p>
<p>Ama Peygamberimiz hiçbir zaman taraf tutmaz, onlara eşit şekilde davranırmış. Birini diğerinden ayırmaz, ikisine de aynı ölçüde değer verirmiş. Konuyu daha iyi anlamak için, gelin, Hasan ve Hüseyin kardeşlerin babası Hz. Ali’yi dinleyelim:</p>
<p>“Peygamber Efendimiz bizi ziyarete gelmişti. Yanımızda geceledi. O sırada Hasan ile Hüseyin uyuyorlardı. Bir ara Hasan su istedi. Derhal yerinden kalkan Peygamberimiz bardağa su koyup getirdi. Bu arada Hüseyin de uyandı ve suyu önce o içmek istedi. Peygamberimiz ise suyu Hasan’a verdi.</p>
<p>Bunun üzerine Fatıma dayanamıyarak: “Hasan’ı, Hüseyin’den çok seviyor gibisin babacığım,” deyince, Peygamber Efendimiz: “Hayır, önce Hasan istediği için ona verdim,” dedi…</p>
<p>Bu olaydan şu sonuca varabiliriz değil mi çocuklar? Bizler de günlük yaşantımızda, kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde aceleci olmamalıyız. Sabırlı olmalı ve kardeşlerimizin de hakkını gözetmeliyiz. Zaten sevgili Peygamberimiz de “gerçek mümin, kendisi için istediğini başkası içinde isteyen kişidir” dememiş miydi !&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.uhut.net/cocuklar-icin/27_peygamberimizin-gulleri-hasan-ve-huseyin.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

