Esmâ-ül Hüsnâ

Esmâ-ül Hüsnâ
Allah’ın isimleri ya da Allah’ın 99 ismi (Arapça: اَلأَسْماَءُ الْحُسْنَى, El Esmâ ül Hüsnâ / En Güzel İsimler), Dinimizde, Kur’an ve hadislerde Allah’a izâfe edilen fiil veya sıfatlardan türetilmiş veya doğrudan Allah’ı ifade amacıyla kullanılmış olan isimlerdir.

Kur’an’da “En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin…” buyrulmuştur.
İsmin çoğulu olan esmâ kelimesi ile, ‘en güzel’ anlamındaki hüsnâ kelimesinin oluşturduğu bir sıfat tamlaması olan esmâ-i hüsnâ (el-esmâü’lhüsnâ), yüce Allah’ın bütün isimleri için kullanılan bir terimdir.

İster Allah ister Rahman deyin
“Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur” (Tâhâ 20/8), “…En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir” (el-Haşr 52/24) meâlindeki âyetlerde de ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah’a mahsustur. Çünkü bütün kemal ve yetkinliklerin sahibi O’dur. O’nun isimleri en yüce ve mutlak üstünlük ifade eden kutsal kavramlardır. Allah’ın isimlerine esmâ-i ilâhiyye de denilir.

Allah Teâlâ’nın Kur’an’da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah’ı tanır, O’nu sever ve gerçek kul olur. Kur’an’da “En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin…” (el-A‘râf 7/180) buyrularak, esmâ-i hüsnâ ile dua ve niyazda bulunulması emredilmiştir. Esmâ-i hüsnânın birden fazla olması, işaret ettiği zâtın birden çok olmasını gerektirmez, bütün isimler o tek zâta delâlet ederler: “De ki: İster Allah deyin, ister rahmân deyin, hangisini deseniz olur…” (el-İsrâ 17/110).

Dinimize göre Allah’ın isimleri bu 99 isimden ibaret değildir. Bunların dışında Şafi, Kafi, Hannan, Mennan, Hüda, mehterde Hazret-i Yezdan, Yunus Emre şiirlerinde Çalab gibi isimler de Allah için kullanılırlar.

Allah

Yaratıcının özel ismi kabul edilir ve diğer isimler O’na izafe edilir. “Allah gafurdur, rahimdir” denildiğinde bu isim-sıfatların fiilleri de O’na isnat edilirek “Allah rahmet etti” veya etsin şeklinde kullanılır.

Esmâ-ül Hüsnâ – Allah’ın 99 ismi

  1. Allah ⇾ الله : “O’nun zat ve özel ismidir. Diğer bütün esma ve sıfatlar, bu ismin içinde toplanmıştır. Diğer bütün isimleri bu isminin fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.”
  2. Rahmân ⇾ الرحمن : “Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.”
  3. Rahîm ⇾ الرحيم : “Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden.”
  4. Adil ⇾ العدل : “Adil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olan. İslâm’da adâlete verilen önem büyüktür. İslâm kültüründeki adâlet anlayışı, kânundaki hakkın verilmesinden ibârettir. Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Allah Hayrü’l-Hâkimîn yani adâletle hükmedenlerin en hayırlısı (el-A’râf, 7/87) olarak ifade edilirken, en büyük adâlet sıfatına sahip olan varlık anlamında kullanılmıştır.”
  5. Afüv ⇾ العفو : “Affedici, günahları silip sâhibini cezâlandırmaktan vazgeçen anlamına gelmektedir”
  6. Âhir ⇾ الآخر : “Varlığı sonrasız olan, varlığının zamansal sonu olmayan.”
  7. Alîm ⇾ العليم : “Her şeyi çok iyi bilen. Çok bilen, bilgisi sonsuz, farkında olan, her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedî ve ezelî olan demektir. Aynı zamanda bilgiç anlamınada gelir.”
  8. Aliyy ⇾ العلي : “Ulu, yüce, üstün olan. Alî, yüksek, büyük ve yüce olan; güçte, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün yetkin sıfatlarında üstün olan anlamına gelmektedir.”
  9. Azîm ⇾ العظيم : “Büyüklük sahibi, çok yüce ve çok büyük olan; sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlüğün tek sâhibi, pek azametli, yüce olandır.”
  10. Azîz ⇾ العزيز : “Aziz, izzetli. Aziz; kelimeye izzetli, onurlu, mağlup edilemeyen, her şeye galip olan anlamları verilmiştir. Aziz kelimesinden ayrıca Arapça dil kalıpları kullanılarak Azze, Azize, Muiz, muazzez gibi kelimeler türetilmiştir. Palmirada Levantenlerin Sabah yıldızı’nı tanımlayan ve deveye biner şekilde tasvir edilen, kervanların koruyucusu olduğuna inanılan Aziz isimli bir tanrısı bulunmaktadır. Ayrıca ismin Uzza’nın erkek versiyonu olarak İsis/Uzza (İzis) kültü ile de bağlantılı olduğu düşünülebilir.”
  11. Bâis ⇾ الباعث : “Ölüleri yeniden yaratan, ölüleri dirilten, her canlıyı ölümünün ardından yeniden dirilten demektir. Meselâ kışın ölmüş gibi âdetâ cansız gibi görünen bitkileri ve bâzı hayvanları baharda yeniden canlandırması ve onlarda yeni şeyler yaratması.”
  12. Bâkî ⇾ الباقي : “Varlığının sonu olmayan, gelmeyen, süreklilik sâhibi, sonsuza kadar kalan, sonsuz. Varlığının zamansal sonu bulunmayan (gelmeyen), ebedî olan demektir.”
  13. Bâri ⇾ البارئ : “Umum kainatla münasip, tertipli, bir kalıptan döker gibi güzel yaratan, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratan, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getiren, her şeyin âzâ ve cihazını birbirine uygun yaratan demektir.”
  14. Basîr ⇾ البصير : “Gören, her şeyi her yönüyle eksiksiz gören, yarattıklarına da görme duyusunu veren demektir. İnsan ve hayvanlara çevreleriyle temasta olabilmeleri için dil, kulak, akıl, temas, görme ve diğer duyularını vermiş ve sorumlu olan yarattıklarından da kendisini eserlerinden tanıması için bu duyularla donatmıştır.”
  15. Bâsit ⇾ الباسط : “Ferahlatan, genişleten. Bâsit, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan. Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten demektir.”
  16. Bâtın ⇾ الباطن : “Varlığı (zâtı) gizli olan, cisim olarak görünmeyen. Bâtın; gizli, cisim olarak görülmeyen, duyularla algılanamayan, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. Hayâl, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserleriyle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi. Akılların idrâk edemeyeceği kadar yüce ve azâbı gizli olan demektir.”
  17. Bedî ⇾ البديع : “Örneksiz yaratan, emsalsiz, acâyip ve hayret verici âlemler yaratan demektir.”
  18. Berr ⇾ البَرّ : “İyilik yapan, iyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma anlamlarında Yüce Allah’ın bir sıfat ismidir. Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan demektir.”
  19. Câmi ⇾ الجامع : “Toparlayan, istediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan demektir.”
  20. Cebbâr ⇾ الجبّار : “Güç kullanan. Dilediğini cebir yoluyla yapan, kayıtsız şartsız herkese cebredecek güçte olan, hiç kimse tarafından kendisine cebir olunamayan demektir.”
  21. Celîl ⇾ الجليل : “Celalet ve celadet sahibi, azim, mertebesi yüksek, büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Azamet sâhibi olan, ululuk sâhibi olan demektir.”
  22. Dâr ⇾ الضار : “Zarar veren. Dâr, zarar verici şeyler yaratan mânâsındadır. Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana uğratan demektir.”
  23. Evvel ⇾ الأوّل : “Varlığı öncesiz olan, varlığının zamansal başı olmayan. Evvel; her şeyden önce olan, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayandır. Her şeyden önce var olan demektir. “
  24. Fettâh ⇾ الفتّاح : “Açan, genişlik verici. Fettâh, kulların her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran anlamına gelir. Faydalı ilimlere karşı insanların kalbini açarak işlerini kolaylaştıran, bütün zorluklarını ortadan kaldıran yüce Allah’tır. Her işinde üstün gelen O’dur. Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtarandır.”
  25. Gaffâr ⇾ الغفّار : “Günahları çokça bağışlayan, çokça örten. Gaffâr, kullarının günâhlarını affeden ve çok bağışlayan yüce varlık anlamına gelir. Günâh işlemek insanların özelliği olduğu gibi, onların günâhlarını örtmek ve bağışlamak da yüce Allah’ın ayrılmaz sıfatlarındandır. “
  26. Gafûr ⇾ الغفور : “Affeden. Gafûr, mağfiret eden, suçları çok bağışlayan, affeden, insanların beğenilmeyen taraflarını gizleyen, mağfireti çok demektir.”
  27. Ganî ⇾ الغني : “Zengin. Ganî, çok zengin, hiçbirşeye muhtaç olmayan demektir.”
  28. Habîr ⇾ الخبير : “Her şeyden haberdâr olan. Habîr, her şeyden haberdâr olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle haber sâhibi olan, onlara yumuşak davranarak cezâlarını geriye bırakandır. Her şeyi iç yüzünden, gizli tarafından haberdâr olan demektir.”
  29. Hâdî ⇾ الهادي : “Hidâyet verici, hidâyete kavuşturan, kulunu hayırla muvaffak kılan demektir.”
  30. Hâfıd ⇾ الخافض : “Perişan eden. “Allah’ın, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları rezil, perişan eden” anlamına gelen bir isimdir. Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, dereceleri düşüren demektir.”
  31. Hafîz ⇾ الحفيظ : “Koruyucu. Koruyucu ve muhafaza edici olan demektir. Bu ad, Allah’ın isimleriyle ilgili meşhur rivâyetlerde aktarılmaktadır. Dolayısıyla bu rivayetlere göre Allah’ın adları’ndan biri olduğuna karar verilmiştir.”
  32. Hakem ⇾ الحكم : “Hakem, hikmet sâhibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden. Hikmet sâhibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten, hükmeden demektir.”
  33. Hakîm ⇾ الحكيم : “Her işi hikmetli olan, her şeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır. Emirleri, kelâmı ve bütün işleri hikmetli, hikmet sâhibi olan demektir. “
  34. Hakk ⇾ الحقّ : “Varlığı (zâtı) hiç değişmeden duran. Hakk, varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olan anlamındadır (el-Hacc, 22/6). Vacib’ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran demektir.”
  35. Hâlik ⇾ الخالق : “Yaratıcı. Hâlik, Allah’ın yoktan vâr eder yaratıcılığına işâret eden sıfatıdır ve hiç benzeri olmayan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu anlamda Allah’tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Her şeyi yaratan O’dur. İnsanların ortaya koydukları şeyler yaratma değil, vâr olanlardan yeni bir şey elde etmektir. Allah yaratandır. O’nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır. Her şeyin varlığını ve geçireceği halleri takdîr eden, yaratan, yoktan var eden, büyüklükte eşi olmayandır.”
  36. Halîm ⇾ الحليم : “Yumuşak muâmele eden. Halîm, acele etmeyen, günahkârların cezâsını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezâlarını geriye bırakandır. Yumuşak davranan, hilmi çok olan demektir.”
  37. Hamîd ⇾ الحميد : “Övülen. Hamîd, çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün varlığın diliyle övülmeye lâyık ve her an ancak O’na hamd edilen tek yüce varlık anlamlarına gelir.”
  38. Hasîb ⇾ الحسيب : “Hesap gören. Aynı zamanda hesap gören, muhasebeci ve sayman anlamına gelmektedir. “Kulların yaptıklarını muhasebeye tâbi tutan.” “Amellerin karşılığını verme hususunda kâfi olan.” “Onlar (peygamberler) Allah’ın gönderdiklerini tebliğ edenler, O’ndan korkanlar ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayanlardır. Hasîb olarak Allah yeter.” (Ahzâb33/, 39) Hasîb, herkesin yaptıklarını tâkdir edip bütün ayrıntılarıyla bilen ve her insana yaptıklarının karşılığını veren anlamına gelir.”
  39. Hayy ⇾ الحيّ : “Her zaman diri olan. Hayy, ezelî ve ebedî diri olan, uyuklama, yorulma gibi noksanlıklardan uzak olan. Var. Diri, tam ve mükemmel mânâsıyla hayat sâhibi demektir.”
  40. Kābid ⇾ القابض : “Sıkan, daraltan. Kābid, Allah’ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık olduğu anlamına gelir. Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan demektir.”
  41. Kādir ⇾ القادر : “Kudretli, kudret sâhibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de O’ndandır (el-Bakara, 2/20). İstediğini, istediği gibi yaratmaya muktedir olan, gücü yeten demektir.”
  42. Kahhâr ⇾ القهّار : “Kahreden. Kahhâr, Allah’ın ziyâdesiyle kahredici, yok edici yüce bir varlık olduğu anlamına gelir. Sonsuz kudretinin karşısında hiçbir kimsenin gücü ve kudreti olamaz. Ama serbest irâdeleriyle O’nun karşısına çıkma cüretini gösterenlere de lâyık oldukları cezâları tam olarak verecektir. Allah’ın kayıtsız üstünlüğüne sınır koyacak hiçbir varlık yoktur. Her şeye, her istediğini yapacak sûrette, gâlip ve hâkim demektir.”
  43. Kaviyy ⇾ القويّ : “Kuvvetli. Kavî, kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sâhibi olan anlamına gelir. Müslümanlar, her şeyin Allah’ın kudret ve kuvveti karşısında güçsüz olduğu; Allah’a boyun eğmek zorunda olunduğuna inanırlar. Pek kuvvetli demektir. İslam inancına göre bedenen ve ruhen güçlü olmak için günde 116 kez zikrin devamı gereklidir.”
  44. Kayyûm ⇾ القيّوم : “Ayakta tutan, yarattıklarının işini çeviren, her işleneni bilen, evveli olmayan demektir.”
  45. Kebîr ⇾ الكبير : “Büyük, yüce anlamında olup Allah’ın kâinatı hüküm ve kudretiyle idâre eden, her şeyi hükmü altına alan olduğunu belirtir ve pek büyük demektir.”
  46. Kerîm ⇾ الكريم : “Cömert, kerem sâhibi; muktedirken affeden, cömertlik duygusunu veren, va’dini yerine getirendir. Çok ikrâm edici, kerîmi olan demektir.”
  47. Kuddüs ⇾ القدّوس : “Tertemiz. Kuddûs, (Haşr Sûresi, son âyetler). Yeni Ahit’in Arapça çevirilerinde de yer alır. Her türlü hatâ, gaflet ve âcizlikten uzak, eksiklikten berî, mutlak kemâl sâhibi anlamına gelir. Kur’an’da Allah’ın, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına sığmayan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukaddes olan en yüce varlık olması, bu ismiyle de anlatılmıştır. Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh, arı olan demektir.”
  48. Latîf ⇾ اللطيف : “İnce, letâfetli. Allah’ın güzel adlarından (Esmâu’l Hüsna) birisi, kelime olarak latif, ince hoş, nüfuz edici, saydam, güzel, yumuşak, gizli, derin, lütufkâr gibi anlamları dile getirir.”
  49. Mâcid ⇾ الماجد : “Şânlı. Mâcid, ulu ve cömert, şânı yüce anlamlarını taşımaktadır. Kadri ve şânı büyük, kerem ve müsâmahası bol demektir.”
  50. Mâlik-ül Mülk ⇾ مالك الملك : “Mülkün gerçek ezeli ve ebedi sâhibi.”
  51. Mâni ⇾ المانع : “Engel olan. Mâni, bâzı şeylerin meydana gelmesine müsâde etmeyen, engelleyen demektir.”
  52. Mecîd ⇾ المجيد : “Şerefli. Mecîd şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir. Şânı şerefi çok üstün olan demektir.”
  53. Melik ⇾ الملك : “Hükümdar. Melik mülkün sâhibi, mülk ve saltanatı devamlı olan demektir. Kur’an’ın ilk ve son sûresinde (Fâtiha ve Nâs sûresi) Allah’tan Melik olarak söz edilir; yâni bir Müslüman için mülk sâhibi, bütün eşyânın ve yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıkların üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı olmaksızın sâhip olma O’na mahsustur. Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezâlandırma, istediğini zelîl, dilediğini de azîz etme kudretine sâhip olan yalnız Allah’tır. O, yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegâne hükümdardır ve sonsuz kudretiyle onları idâresi altında tutan tek Allahtır.”
  54. Metîn ⇾ المتين : “Sağlam, metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş zor gelmeyen, pek güçlü demektir.”
  55. Mu’ahhir ⇾ المؤخّر : “Geride bırakan, erteleyen, her şeyden sonra yine var olan; O’na uymayanları zelîl edip arkada bırakan, istediğini geri koyandır. Sonunda yine sadece O var (olarak) kalacaktır.”
  56. Mucîb ⇾ المجيب : “İcâbet eden. O’na yalvaranların isteklerine karşılık veren, teklifleri bilendir (el-Bakara, 2/186). Kendine yalvaranların isteklerini veren, duâları kabul eden, icâbet eden demektir.”
  57. Muğnî ⇾ المغني : “Zenginleştiren, dilediğine zenginlik veren, ihtiyaçlarını gideren, müstağni kılan demektir.”
  58. Muhsî ⇾ المحسي : “Sayan, iyilik eden, ihsan eden, hayırsever”
  59. Muhyî ⇾ المحيي : “Canlandıran, dirilten. Muhyî dirilten, canlandıran, hayat veren, vâr ve ihyâ eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren demektir.”
  60. Muîd ⇾ المعيد : “Döndüren. Muîd, yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratandır. O’ndan başka yaratıcı olamaz. Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan demektir.”
  61. Muiz ⇾ المعز : “İzzet veren. Aziz kelimesinden türetilen Muiz, izzet ve azizlik veren anlamlarına gelir. (Ayrıntılı bilgi için bkn.Aziz)”
  62. Mukaddim ⇾ المقدّم : “Öne geçiren. Mukaddim, her şeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddî ve manevî nimetler verip yükselten, öne geçiren demektir. “Takdim eden” manasına da gelir.”
  63. Mukît ⇾ المقيت : “Besleyen, rızıkları yaratan, bilen, tâyin eden, her yaratılmışın rızkını veren demektir.”
  64. Muksit ⇾ المقسط : “Dürüst veya tasarruflu. Muksit, “Bütün işlerini dengeli yapan” anlamına gelir. Hükmünde ve fiillerinde adâletli olan demektir.”
  65. Muktedir ⇾ المقتدر : “İktidar sahibi. Muktedir, gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sahibi demektir. Kehf suresinin 45. ayetinde, Kamer suresinin 42. ve 55. ayetlerinde geçer.”
  66. Musavvir ⇾ المصور : “Tasarımlayan, şekillendiren. Yaratmış olduğu varlıkları şekillendiren ve durumlarını tâkdir eden demektir.”
  67. Mübdî’ ⇾ المبدىء : “Varlık veren. Mübdî, hiç yoktan ortaya koyan, vâreden, yaratandır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Yaratıkları maddesiz ve örneksiz olarak baştan yaratan olan Allah’ın adıdır. “
  68. Müheymin ⇾ المهيْمن : “Belirleyici.”
  69. Mü’min ⇾ المؤمن : “Güvenen. İsim Allah’a izafe edildiğinde anlam değişikliği yapılarak (ismi mef’ul) güvenilen şeklinde anlamlandırılır.”
  70. Mümît ⇾ المميت : “Öldüren, can alan. Mümît, öldüren, ölümü her canlıya tâkdir edip bunu uygulayan, yaratıkların ölümünü yaratan, öldüren demektir.”
  71. Müntakim ⇾ المنتقم : “İntikam alan. Ancak din bilginlerince intikam alma Allah’a yakıştırılamadığı için “günahkârlara adaletiyle müstahak oldukları cezayı veren” şeklinde açıklamalarla ismin antropomorfik çağrışımı yok edilir.”
  72. Müteâli ⇾ المتعالِ : “Her şeyden yüce. Müteâli, yüksek ve yüce, bilinenlerin en üstünü demektir. Akıllı yaratılmışlarda mümkün gördüğü her şeyden çok yücedir.”
  73. Mütekebbir ⇾ المتكبّر : “Bütün ihtişamın sahibi, Büyük ve büyüklenen.”Mütekebbir, “zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” anlamına gelir. Arapça K.B.R kökünden mütefa’il vezninde türetilen bir kelimedir. Mütekebbir, kibirlenen, büyüklenen anlamına gelir. Yaklaşık olarak aynı anlama gelen Müstekbir kelimesi de aynı kökten türemiş kelimelerdendir. Aynı kökten türetilen diğer kelimeler kibir, kibriya, ekber vb. dir. Bu manalar yergi ifade etmekte olup Allah’tan başka varlıklar için söz konusudur. Tanrı için kullanıldığında ululuk sahibi, her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren anlamları verilir. İsim ayrıca antropomorfik çağrışımlar açısından dikkat çekicidir.”
  74. Müzil ⇾ المذل : “Zillet veren. Müzil, yüce Allah’ın lâyık olanları zillete düşüren, zelîl kılan, onları hor ve hakîr eden anlamına gelen bir sıfat isimdir. Zillete düşüren, hor ve hakir eden demektir.”
  75. Nâfi ⇾ النافع : “Faydalandıran. Nâfi, hayr ve menfaat verecek şeyleri yaratan, faydalandıran anlamına gelir.”
  76. Nûr ⇾ النور : “Evreni nurlandıran. Nûr, rûhânî ışık, âlemleri nûrlandıran, dilediğini nûr eden, nûr olan demektir. “
  77. Râfi ⇾ الرافع : “Yücelten. Râfi, kaldıran, yükselten, dereceleri yükselten ve yüksek olan anlamlarına gelir. Gönülleri îmân ve irfan ışığıyla parlatan, yüksek gerçeklerden haberdâr eden yüce Allah’tır. Her yönüyle yüce ve yüksek olan O’dur.”
  78. Rakîb ⇾ الرقيب : “Kontrol ve gözetim altında bulunduran. Rakîb, görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alandır. Bütün varlıklar ve bütün işler murakabesi altında bulunan demektir.”
  79. Ra’ûf ⇾ الرؤوف : “Esirgeyen. Rauf, çok şefkat ve merhamet gösteren, çok esirgeyen, kolaylık sağlayan anlamındadır. Rauf’un anlamı ilk anda Rahîm’le benzer görünse de Kur’an’da Rauf ismi berâber geçtiği yerlerde Rahîm’den önce anılmıştır. Rauf’un kolaylık sağlaması anlamına örnek yaşlılık, hastalık ve zayıflık gibi hallerde bâzı ibâdetlerden muaf olma sayılabilir. “
  80. Reşîd ⇾ الرشيد : “Doğru yola eriştiren. Reşîd, bütün âlemleri dosdoğru bir nizam ve hikmetle âkıbetine ulaştıran demektir.”
  81. Rezzâk ⇾ الرزّاق : “Rızıklandıran.”
  82. Sabûr ⇾ الصبور : “Sabırlı olan, isyankârlardan acele intikam almayan demektir.”
  83. Samed ⇾ الصمد : “Her şey kendisine muhtaç olan, kendisi ise hiçbir şeye muhtaç olmayan. Geleneksel meâl çalışmalarında Samed kelimesine birebir tercüme şeklinde anlam verilmez ve “kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama her şey ona muhtaç olan; tüm canlıların ihtiyaçlarını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulan” şeklinde açıklamalarda bulunulur.”
  84. Şehîd ⇾ الشهيد : “Şâhit, her şeye şâhit olan, her şeyi hakkıyla gören, bilen ve muâmelesini de buna göre yapan demektir. Her zaman ve her yerde hâzır ve nâzır olan demektir. “
  85. Şekûr ⇾ الشكور : “Az şükredene dahi çok nimet veren.”
  86. Selām ⇾ السلام : “Esenlik kaynağı. Selām, İslam sözcüğüyle aynı semantik kökten türer. Her çeşit âfet ve kaderlerden emin olan demektir. Selām ismiyle Allah, her türlü eminliğin, sâlimliğin aslı olup, ayıptan, kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı olduğunu kullarına belli etmiştir. Selam kelimesi aslında barış demektir. İbranicede karşılığı Şalom’dur. Selim, Süleyman (Solomon) isimleri bu kökten türemiştir.”
  87. Semî ⇾ السميع : “İşiten, işitme kuvvetine sâhip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve kayda bağlı olmaksızın işitir. Herşeyi işiten, kullarının niyazını kabul eden demektir.”
  88. Tevvâb ⇾ التوّاب : “Tövbelere kucak açan. Tevvâb, tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı veren, bağışlayan demektir. Buna göre Allah, samîmî olarak günahlardan dönüp tövbe edenleri bağışlayandır.”
  89. Vâcid ⇾ الواجد : “İcâd eyleyen, varlığı kendinden olan. Vâcid, vâr olan ve her şeyi vâreden, icâd eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O’na karşı hiçbir şey kendini gizleyemez. İstediğini, istediği vakit bulan demektir.”
  90. Vâhid ⇾ الواحد : “Eşi ve benzeri olmayan, zâtında tek olan. Vâhid; kendisinden başka olmamak, zâtında, sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde, fiillerinde aslâ ortağı, dengi ve benzeri bulunmayan demektir. Sayılabilirlik, yâni iki değil, bir olmak demek değildir. Çünkü Allah sonsuzdur, ucu bucağı yoktur. Dolayısıyla bir sayıyla eşlemek imkânsızdır.”
  91. Vâlî ⇾ الوالي : “Evreni ve evrende olan her şeyi yöneten. Vâlî yardım eden, destek veren, işleri düzenleyen, yöneten anlamlarını taşır. Bu muazzam kâinâtı ve bütün hâdisâtı tek başına idâre eden demektir.”
  92. Vâris ⇾ الوارث : “Bütün servetlerin gerçek sâhibi. Vâris, bütün servetlerin gerçek sâhibi anlamına gelir. Varlığı devam eden, servetlerin hakiki sâhibi demektir. “
  93. Vâsi ⇾ الواسع : “Bağışlaması bol ve rahmeti çok olan. Yarattıklarına maddî ve manevî genişlik verendir. Lütfu bol olan demektir. “
  94. Vedûd ⇾ الودود : “Sevilen, çok şefkatli, muhabbetli, sâlih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızâsına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegâne lâyık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır. Kur’an’da iki sûrede (Hûd:90 ve Buruc:14) geçmektedir.”
  95. Vehhâb ⇾ الوهّاب : “Karşılıksız bolca veren. Vehhâb, Allah’ın karşılıksız olarak çok hîbe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sâhibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir. Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan demektir.”
  96. Vekîl ⇾ الوكيل : “Vekil kılınan, hayatını Allah’a tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O’na sığınanların işlerinde kendilerine yardım edendir; idâresinde hiçbir kayda ve şarta bağlı olmayandır. Tevekkül sâhiplerinin işini düzeltip onlardan daha iyi temin eden demektir.”
  97. Velî ⇾ الولي : “Veli, dost, emir sâhibi ve iyi insanların, yâni müminlerin dostu (velîsi) olup onlara yardım ederek işlerini yönetendir.”
  98. Zâhir ⇾ الظاهر : “Yarattıklarıyla varlığı aşikâr olan, görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı her şeyden âşikâr olandır. Her yaratık, yaratanının görülen bir şâhididir.”
  99. Zülcelâl-i vel-İkrâm ⇾ ذو الجلال والإكرام : “Şanlı ve İkrâmlı. Zülcelâl-i vel-İkrâm hem azamet, hem de fazl-u kerem sâhibi demektir.”
(Visited 78 times, 1 visits today)