Mısır seferi

Mısır seferi sırasında, Sina çölüne girmekte tereddüt gösteren askerlerine kesin hareket emrini veren Yavuz Sultan Selim, hiç beklemeden atı Kara dumanı uçsuz bucaksız çöl denizine sürdü.

Arkasından da koca Osmanlı ordusu düğüne gider gibi alevli Sina çölüne daldı.

Kum fırtınaları etrafı kasıp kavuruyordu. Gündüzleri dayanılmayacak kadar sıcak, geceleri ise dondurucu soğuktu. Ordu bu şekilde yok almaya devam ederek çölü yarıladı. Herkes suyunu idareli kullanıyor, teyemmüm yapılarak namaz kılınıyordu.

Bir ara Yavuz Sultan Selim birden bire atı Kara dumandan yere atladı. Onu gören başta vezir-i azam Sinan Paşa olmak üzere Anadolu Beylerbeyi ve Rumeli Beylerbeyi de atlarından indiler, bütün komutanlar, sipahiler, süvarilerde yaya yürümeye başladılar. Koca Osmanlı ordusu, Piyade bir ordu haline dönmüştü.

Padişah, çok saygılı bir şekilde önüne bakarak yürüyordu. Bütün vezirler, kumandanlar ve askerler merak içinde kalmışlardı. Her zaman olduğu gibi yine Hasan Can’a müracaat ettiler. Oda olup bitenlerin ne olduğunu anlayamamıştı. Öğrenmek için Selim Han’ın yanına yaklaştı ve: “Hayırdır inşallah Sultanım. Bütün ordu merak eyler. Devletli padişahımız acep niçin yaya yürürler? diyerek telaş ederler” dedi. Bu dünyayı iki cihangire az gören büyük Sultan şöyle fısıldadı:

İki Cihanın Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) önümüzde yaya yürürlerken biz nasıl at üzerinde olabiliriz, Hasan Can!

Bir müddet bu şekilde giden Selim Han tekrar atına binince diğerleri de atlarına bindiler. Osmanlı ordusu, bu şekilde çölde yol almaya devam etti ve kimseye nasip olmayan çölü geçme şerefi bu büyük cihangire nasip oldu.

(Visited 32 times, 1 visits today)