Müthiş Kuraklık Vardı

Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” sekiz yaşında iken amcası Ebû Tâlibin evinde kalıyordu. Onun teşrîfiyle bereket gelmişti eve. Ancak Mekke’de müthiş bir kuraklık vardı o yıllarda.

Mekke halkı şaşırmış bir halde bir yerde toplandılar. Her kafadan bir ses çıkıyordu.

Kimi;
– Hâlimizi Lât putuna arzedelim!

Kimi;
– Hayır hayır, Uzzâ’ya gidelim!

kimi de;
– En iyisi Menât’ın önünde diz çökelim! diyordu.

O esnâda güngörmüş bir ihtiyar;
– Ey Kureyş halkı! Yazıklar olsun size! Bizim aramızda, İbrâhim Halîlullahın Evlâtları varken, siz hâlâ şu cansız putlardan mı medet umuyorsunuz? diye seslendi.

Kalabalık hep birden;
– Tabii ya, çok doğru söylüyor! dediler.

Ve derhal Ebû Tâlib’in kapısına koşup;
– Yâ Ebâ Tâlib şu kıtlıkta çocuklarımız ölüyor hayvanlarımız kırılıyor. Çok zor durumdayız. Senin mübârek neslini vesîle edip yağmur duâsına çıkmak istiyoruz, sen ne diyorsun? dediler.

Ebû Tâlib onlara;
– Çok iyi olur, haydi gidelim! dedi ve nur yüzlü Efendimiz’in başını okşayıp;

– Haydi yeğenim, Beytullaha gidiyoruz! dedi.

Önde Ebû Tâlib ve Allahın Sevgilisi, arkada Mekke halkı, Kâbe’ye geldiler.

Ebû Tâlib, sırtını Kâbe duvarına dayayıp duâ ederken, Efendimiz Kâbe örtüsüne yapışıp, şehâdet parmağını göğe uzattı.

Sonrası mâlum. Mavi gök, yağmur yüklü bulutlarla doldu bir anda. Gök gürültüleri, şimşekler ve ardından rahmet. İnsanlar da kandılar suya, bitki ve hayvanat da.

Nitekim, Muhammed Mustafâ Efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” âlemlere rahmet olarak gelmişti.

(Visited 20 times, 1 visits today)