Hz. Ali ‘nin Halife Seçilmesi

Hz. Peygamber’in vefatı ile birlikte kendisini halife adayı olmaktan ziyade bu göreve getirilmesi gereken en liyakatli kişi olarak gören Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir’in halife seçilmesinden oldukça rahatsızlık duymuş, bu nedenle ona belirli bir müddet bey’at etmekten kaçınmıştı. O, halifelik hakkının elinden alındığını düşünmekteydi. Onun bu şekilde düşünmesinin sebeplerinden birinin Arap kabileciliğinde yerini bulan bir anlayıştan kaynaklandığını düşünüyoruz. Bilindiği gibi Kureyş içerisinde, Kâbe’nin yönetimini elinde bulundurması nedeniyle Kusay’ın oğulları liderliği elden ele taşıyarak nesillerce devam ettirmişlerdi. Ayrıca Mekke şehir devletinde görevler kabilelere göre belirlenmekte ve her kabile bu görevini veraset yoluyla kendinden sonraki üyelerine bırakmaktaydı.

İslâm’dan hemen önceki dönemde en itibarlı görevler Ümeyyeoğulları ile Haşimoğulları arasında paylaştırılmıştı. Hz. Peygamber’in vefatı nedeniyle yerine geçecek olan devlet başkanı adaylığı Haşimoğulları’na göre Hz. Peygamber’e en yakın kişi olması nedeniyle Hz. Ali’de kilitlenmekteydi. Bu Hz. Ali’nin ve Haşimoğulları’nın konuya karşı en doğal yaklaşımıydı.

Ancak bilindiği gibi olay onların düşüncelerine göre gelişmemiş, ilk üç halife farklı kabilelerden seçilmişti. Bu da Arap kabileciliğine yabancı bir tercih değildi. İslâm’dan önce Arap kabileleri, kendi kabileleri içerisinde lider seçerken liderlerini farklı kriterlere göre değerlendirirlerdi. Liderlik babadan oğula geçmek zorunda değildi. Kabile reisleri, şahsi başarıları, zenginlik ve ihsanları ile kabilelerinin kendilerini lider kabul etmelerini sağlayabiliyorlardı.Bu durumda özellikle ilk halife seçimi de geleneksel Arap anlayışına aykırı olarak gerçekleşmiş değildi.

Hz. Ömer’in Araplar arasında kabilecilik anlayışından kaynaklanabilecek sürtüşmeleri önlemek amacı ile verdiği mücadeleden söz etmiştik. Üçüncü halife Hz.Osman’ın halife seçilişine geldiğimizde ise dengelerin değiştiği görülmektedir. Bu seçim Ümeyyeoğulları’nı temsil eden Hz. Osman ile Haşimoğulları’nı temsil eden Hz.Ali’nin rekabeti içerisinde gerçekleşti. Seçimden Hz. Osman’ın galip çıkmasının ardından Ümeyyeoğulları halife üzerine büyük ölçüde baskı kurarak yönetimi istekleri doğrultusunda şekillendirdiler.

Bu gelişmeler nedeniyle, özellikle yönetimin en üst birimlerinde siyasi anlamda başlayan kabilecilik ruhu, diğer Arap kabileleri arasında da siyasi sahada gittikçe belirleyici bir etkiye sahip olmaya başladı. Hz. Ali döneminden itibaren bu cereyanın devam eden tesiriyle birlikte Haşimoğulları’na karşı Ümeyyeoğulları iktidar mücadelesi içine girdiler. Olaylara diğer kabilelerin de katılımıyla ülke içinde iç savaşların meydana geldiği görülmektedir.

Hz. Osman’ın şehit edilişinin hemen ardından, Muhacirler’den ve Ensar’dan oluşan bir grup insan toplanarak Hz. Ali’nin yanına geldi. Bu topluluğun arasında Talha ve Zübeyr’in de bulunduğu belirtilmektedir. Bu kişiler Hz. Ali’ye, insanların bir imama ihtiyacı olduğunu ve en kısa zamanda halifenin seçilmesi gerektiğini belirttiler. Hz. Ali ise kendisinin halife seçimi ile ilgili olarak bir iddiasının bulunmadığını, ayrıca bu konuda her hangi bir müdahalede bulunmayacağını, kimi seçerlerse onu kabul edeceğini söyledi. Onlar Hz. Ali’yi halife seçmekte kararlı görünmekteydiler. Bu dönem içinde o, Medine’de en saygı duyulan kişiydi.

Hz. Ali’ye gelenler düşüncelerini: “Biz bu işe senden daha liyakatli ve daha hak sahibi birini görmüyoruz. Ayrıca Hz. Peygamber’e olan yakınlığın ve onunla olan akrabalığın herkesten üstündür.” diyerek ifade ettiler. Hz. Ali daha önceki dönemlerin aksine bu defa halifelik konusunda istekli görünmüyordu. Kanaatimizce kendisini kaygılandıran konu halifeliğinin, isyancılardan oluşan bir grup insanın isteği sonucunda meşruiyet kazanamayacağı gerçeğiydi. Böyle bir konumda halife olduğunu ilan etmek birçok sahabeyi ve onların arkasında bulunan birçok insanı karşısına almak olurdu ki bu şartlar içinde ülkede yeniden bir birlik sağlanması pek mümkün görünmemekteydi.

Halifenin Bedir ashabı ile şûra üyeleri tarafından seçilmesi gerektiğini söyledi.İ syancılar ise duruma kendi açılarından bakıyorlar ve bir an önce ve kendi kontrolleri içerisinde bir halife seçmek istiyorlardı. Hz. Ali Hz. Ömer’in şûrasında en kuvvetli ikinci adaydı. Halife ile isyancılar arasında uzlaştırıcı bir görev üstlenmiş, bazen de halifeye karşı onların sesi olmuştu. Bu nedenle Hz. Ali konusunda ısrarlı ve bey’atin gerçekleşmesinde de aceleciydiler.

Özellikle Mısır’dan gelen topluluğun halife olmasını arzuladıkları kişi Hz. Ali idi.Basralılar ve Kûfelilerin en büyük destekçileri Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b.Avvam olmasına karşın onların arkasında güçlü kabile bağları yoktu. Ayrıca halife hakkındaki sürekli eleştirileri ile halkı kışkırtmış olmaları ve Mısırlılar tarafından da olsa sonuçta halifenin öldürülmüş olması onlara gelen halifelik teklifini kabul etmelerini engelleyen nedenlerden olmalıdır. Sonuç olarak bu gayrimeşru ortamda hilâfete bir an önce getirilebilecek meşru kişi Hz. Ali kalıyordu. Hz. Ali daha fazla itiraz etmedi, fakat kendisine yapılacak bey’atlerin özellikle halka açık bir ortamda gerçekleşmesini istedi.

Mescitte gerçekleşen bu bey’at merasimi ile h. 35 yılı, 18 Zilhicce Cumartesi günü Hz. Ali dördüncü halife olarak görevine başlamış oldu.
Hz. Ali’ye ilk bey’at eden kişilerin isyancılar arasında önde gelenlerden Mâlik el-Eşter ile Sahabîlerden Talha b. Ubeydullah olduğu söylenmektedir. Rivayetlere göre Talha b. Ubeydullah’ın bir elinin çolak220 olması nedeniyle onun bey’atini görenlerden bir kısmı bu bey’ate ilk başlayanın çolak bir el olmasını uğursuzluk olarak nitelendirdiler. Bu yorum Hz. Ali’nin hilafetinin ve sonrasında meydana gelecek olayların insanlar arasında endişeyle takip edildiğini göstermektedir.

Onun ardından Zübeyr b. Avvam bey’at etti. Hz. Ali onların şûra üyeleri olduğunu ve arkalarında bir taraftar kitlesinin bulunduğunu göz önüne alarak her ikisine de: “isterseniz ben size bey’at edeyim” demişti. Onlar ise böyle bir isteklerinin olmadığını ifade ettiler. Fakat Mekke”ye giderek oraya yerleşmelerinin ardından yaklaşık dört ay gibi bir süre sonunda,Hz. Ali’ye karşı isyan hareketine giriştiklerinde, bu bey’atlerinin zoraki gerçekleştiğini ifade edeceklerdi.

Bir başka rivayette ise Talha ve Zübeyr’in Hz. Ali’ye kerhen bey’at ettikleri belirtilmiştir. Bu rivayete göre isyancılar katl olayının ardından kendilerine bir halife arayışına geçmişlerdi. Mısırlılar Hz. Ali’ye gelmiş, fakat Hz. Ali onları geri çevirmişti.
Kûfeliler Zübeyr’e, Basralılar da Talha’ya bey’at teklifinde bulunmuşlardı. Onların cevabı da olumsuzdu. Sa’d b. Ebî Vakkas’a teklif getirdiklerinde ise o: ” bn Ömer’in ve benim halifelik konusunda asla bir isteğimiz yoktur” demişti. Bu durumda isyancılar Medinelileri, eğer kısa zamanda bir halife seçmezlerse Ali’yi, Talha’yı ve Zübeyr’i öldürürüz diyerek tehdit etmişlerdi. Bu tehditten dolayı korkuya kapılan Medine halkı Hz. Ali’ye bey’at kararı vermişler ve kendisinin halife olmayı istememesine rağmen onu buna zorlamışlardı. Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam ise ölüm tehdidiyle ve kılıç zoruyla bey’at etmişlerdi.

Bu ikinci rivayette isyancıların Medinelileri tehditle halife seçimine zorladıkları ifade edilmektedir. Ancak bu anlatımdan gerek Medine halkını, gerek Hz. Ali’yi,gerekse Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam’ı Hz. Osman’ın şahadetine kadar giden süreçle ilgili olarak her hangi bir zan altında bırakmama gayreti taşındığı ve tüm gidişattan sadece isyancıların sorumlu tutulmak istendiği izlenimini almaktayız.

Bilindiği gibi Hz. Osman’ın yönetiminden sadece Mısır, Kûfe ve Basra halkından bir grup değil, aynı zamanda sahabenin önde gelenleri, özellikle idareden sürekli el etek çektirilmiş olan Ensar da rahatsızdı. Onun öldürülmesini değil ancak görevden ayrılmasını Emevî sülalesi dışında, Medine halkı da dâhil birçok insan arzuluyordu İfade edildiğine göre Medine’de bulunan Müslümanların özellikle önde gelenlerinden bey’at alınma işlemi isyancı grubunun gözetiminde gerçekleşti. Bu gaye ile bey’ati oldukça önem taşıyan diğer bir isim olan Sa’d b. Ebî Vakkas’ı da Hz.Ali’nin yanına getirdiler. O, herkes bey’at ettikten sonra bey’at edeceğini, ayrıca kendisinin her hangi bir tepki davranışında bulunmayacağını ifade etti. Bu iş için zorlanmaya kalkıldığında Hz. Ali buna karşı çıkarak onun salıverilmesini istedi. bn Âmir de Sa’d b. Ebî Vakkas gibi herkes bey’at ettikten sonra bey’at edeceğini söyledi.

Hz. Ali onun bu sözüne karşılık kendisinden kefil istedi. bn Âmir kefilinin olmadığını belirtti. El-Eşter bunun üzerine Hz. Ali’ye onun boynunu uçurmayı teklif etti. Fakat Hz. Ali : “Onu bırakın, onun kefili ben olayım” diyerek bu hassas günler içinde bir skandal daha yaşanmasına engel oldu.
Hz. Ali’ye Medine’de bulunan büyük bir çoğunluk bey’at etti veya ettirildi.

Ensardan ise az bir grup bey’at etmedi. Hassân b. Sâbit, Ka’b b. Mâlik, Mesleme b.Muhallid, Ebû Sa’id el-Hudrî, Muhammed b. Mesleme, Nu’mân b. Beşîr, Zeyd b.Sâbit, Râfi’ b. Hudeyc, Fudâle b. Ubeyd, Ka’b b. Ucra bu kişilerdendir. İfade edildiğine göre bu kişilerin hepsi Hz. Osman taraftarıydı. Zeyd b. Sabit özellikle bey’ate karşı çıkmış ve Ensara da bey’ate karşı olmaya teşvik edici sözler sarf etmişti. Kendisi Hz.Osman döneminde divan ve beytülmal başkanıydı. Ka’b b. Mâlik de Hz. Osman zamanında zekât memuru olarak atanmış, topladığı zekâtlar Hz. Osman tarafından kendisine bağışlanmıştı. Dolayısıyla Hz. Osman’a akrabalık bakımından yakın olanların yanı sıra, Ensar’dan Hz. Osman döneminde çeşitli görevlere tayin edilmiş olan kişiler de Hz. Ali’yi desteklemek istememiş, özellikle bundan kaçınmışlardır. Bu durum ekonomik ve siyasi çıkarların da gruplaşmalarda etkili olduğunu göstermektedir.

Muğire b. Şu’be, Üsame b. Zeyd, Kudâme b. Maz’ûm da Hz. Ali’ye bey’at etmeyenler arasında belirtilmektedir. Muğire’nin, hilafetinin ardından Hz. Ali ile diyalogları göz önüne alındığında, kendisinin halifeye bey’at etmiş olabileceği düşünülebilir.

Gelen arama terimleri:hz alinin halife seçilmesi
(Visited 53 times, 1 visits today)