Hz. Ebu Bekir’in Halife Oluşu

Bu sırada Hz. Peygamber’in yakınları Hz. Ali, Zübeyr b. Avvam ve Talha b.Ubeydullah Hz. Fatıma’nın evinde toplanmışlardı. Hz. Peygamber vefat etmeden kısa bir süre önce Abbas b. Abdülmuttalib’in Hz. Ali’nin yanına geldiği ve kendisine; Hz.Peygamber’in vefat edeceğini fark ettiğini, onun yanına giderek kendisinden sonra idarecilik işinin Hz. Peygamber’in akrabaları olmaları nedeniyle kendilerinde mi yoksa başkalarında mı olması gerektiğini ona sormayı teklif ettiği belirtilmektedir. Hz. Ali ise buna kesinlikle yanaşmadı. Onun korkusu islâm ile birlikte bir takım kabile geleneklerinin yasaklanması nedeniyle bu konuda da bir yasaklanmaya maruz kalmak olmalıdır ki şayet Peygamber’in ağzından bu ifadeler çıkarsa Kureyşliler’in bir daha asla onların idareci olmasına müsaade etmeyeceğini düşünüyordu.
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ise Ensar’ın yönetici belirleme ile ilgili yaptığı toplantıyı haber aldıklarında derhal bu toplantının yapıldığı yere geldiler. Yanlarında Ebû Ubeyde b. Cerrah da vardı. İfade edildiğine göre ilk andan itibaren Hz. Ömer Hz.Ebû Bekir’in halife olmasını teklif etmek için kararlıydı. Hz. Ebû Bekir ise Ensar’ı ikna etmek üzere konuşmayı üzerine almıştı. Şu durumda bu iki sahabinin halifenin kimin olması gerektiği konusunda aralarında bir anlaşmaya varmış oldukları düşünülebilir.

Benû Saîde çardağında gerçekleşen toplantıda yoğun tartışmalar yaşandı.Muhacirler idareyi almak için kendi argümanlarını ortaya koyarken Ensar da kendilerini ön plana çıkarma gayretini taşıyorlardı. Ancak görünen bir gerçek vardı ki yalnız Medine’de değil tüm Arabistan’da idareyi eline alabilecek ve Arapları bir merkezde toplayabilecek kabile Kureyş’ti.

Hz. Ebû Bekir toplantı sırasında:
-“Ey Ensâr! Sizler söylemiş olduğunuz hayır ve iyiliklerin sahibisiniz. Fakat bütün Araplar bu işi sadece Kureyş kabilesinin hakkı olarak tanırlar. Kureyş’e boyun eğerler. Çünkü onlar, yurt ve soy sop açısından Arapların en üstünüdürler ve akrabalık açısından da Hz.Peygamber’e en yakın olanlardır.”diyerek bu duruma dikkat çekmeye çalışmıştı.

Benû Saîde çardağında geçen konuşmalarda muhacirler Hz. Peygamber’in aşireti olmaları konusuna sürekli vurgu yapmaktaydı. Ensar ise İslâm’a hizmetlerini gündeme getiriyordu. Toplantı sonunda Evs ve Hazrec’in birbirleri ile geçmişten gelen rekabetlerinin de etkisiyle halife Kureyş’ten seçildi.

İslâm’daki önceliği ve Hz.Peygamber’e yakınlığı açısından Müslümanlar arasında oldukça saygın bir konuma sahip olan Hz. Ebû Bekir’in halife olarak teklif edilmesi Ensar’ın muhalefetini önlemede etkili olmuş olmalıdır. Çünkü Hz. Ebû Bekir’in kabilesi güçlü bir kabile değildi. Bu yönü ile olay kabileler arası bir üstünlük mücadelesinden ziyade İslâmî bir görünüm arzediyordu. Hz. Peygamber’in vefat etmeden önce namaz kıldırmak üzere onu tayin etmiş olması da insanları ikna etmek konusunda etkili oldu.

Hz. Ebû Bekir’in halife seçilmesinden başta Hz. Ali kanadı olmak üzere Ümeyyeoğulları ve özellikle Ebû Süfyan rahatsız oldular. Ebû süfyan,Ümeyyeoğulları’nın o dönemdeki konumu itibariyle hilafet için bir girişimde bulunmalarının imkânsızlığının farkında olması nedeniyle bu defa aralarındaki tarihi düşmanlığa rağmen hilafet konusunda amcaoğulları olan Haşimoğulları’nı tercih ettiği anlaşılmaktadır.

Kendisinin Hz. Ali’ye: “Uzat elini bey’at edeyim.” dediği, Hz. Ali’nin ise bunu kabul etmeyerek: “Yemin olsun ki, sen bu davranışınla fitneyi amaçladın” dediği rivayet edilmektedir. Hz. Ali’nin kendisinin hiç gündeme getirilmeden halife seçilmesinden şiddetle rahatsız olduğu, hatta halifeliğin kendi hakkı olmasına karşın elinden alındığını düşündüğü bilinmektedir. Bu nedenle bir müddet halifeye bey’at etmemiştir. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen bir fitnenin çıkmasını da istemediği için duruma rıza gösterdiği görülmektedir.

Halife seçimi sırasında gerçekleşen konuşmalarla ilgili olarak dikkatimizi çeken nokta, Ensar’ın yönetimin Kureyş’ten birinin eline geçeceğini hissettiklerinde Hz. Ali’yi tercih etmeyi düşünmemeleri veya bunu gündeme getirmemeleridir. Bilindiği gibi Ensar ile Haşimoğulları arasında yakın bir hısımlık söz konusudur.Ayrıca Hz. Osman döneminden itibaren Ensar’ın Hz. Ali’nin etrafında kenetlendiği görülmektedir.

Zannediyoruz Hz. Ali’nin yaşının oldukça genç olması ve o dönemde toplum içinde çok etkili bir konumda bulunmaması, ayrıca Evs ve Hazreç’in rekabeti de göz önüne alındığında halifenin bir şekilde birliği sağlamış olması Ensar’ın böyle bir tercihi düşünmemelerinde etkili olmuştu.
Bu gelişmelerin yaşandığı sıralarda, hatta henüz Hz. Peygamber’in vefatından önce pek çok Arap kabilesi geleneksel anlamda bir devlet bilincine sahip olmamalarının tekrar bağımsızlıklarına kavuşmak üzere irtidat etmeye başladılar. Bu durum Arapların Kureyş merkezli bir devleti tanımak istemedikleri anlamına da gelmekteydi. Bir takım bölgelerde sahte peygamberler ortaya çıkmıştı. Bu irtidat hareketlerinin yaşanmadığı bölgeler ise Mekke, Medine, Taif ve Benû Abdülkays çevreleriydi.

Hz. Ebû Bekir dinden dönenlerin ve devlet otoritesine baş kaldırı niteliği taşıyan zekât vermeme girişiminde bulunan kabilelerin üzerine büyük bir kararlılıkla gitti. Halifelik yaptığı kısa bir dönem içinde Kureyş idaresindeki devletin otoritesini tüm Arap dünyasına kabul ettirmeyi başardı.
Halifenin atadığı komutanları yalnızca irtidat olaylarını önlemekle kalmayıp Sasani ve Bizans devletlerine karşı da Irak ve Suriye’de başarılar elde ettiler. Gerek ridde olaylarında, gerekse fetih hareketlerinde yer alan komutanların önemli bir bölümü Ümeyyeoğulları’ndandı. Hz. Peygamber döneminden itibaren Ümeyyeoğulları’na idari görevler verilmiş, bu Hz. Ebû Bekir döneminde de devam etmiştir. Bunun sebebi yalnızca Ümeyyeoğulları’nın slâm öncesinden gelen siyasi ve ekonomik nüfuzları olmamalıdır. Kanaatimizce Kureyş içindeki hareketli görüntüleri nedeniyle onları devlete kazandırma amacına yönelik olarak böyle bir uygulamaya gidilmiştir.

Hz. Ebû Bekir zamanındaki savaşlarda büyük ün kazanan Hâlid b. Velid ise Haşimoğulları’nın rakiplerinden olan Mahzumoğulları kabilesindendir.Hz. Ebû Bekir’in Hz. Ali’ye ve diğer Haşimoğulların’na ise bu tür görevler verdiğini görmemekteyiz. Muhtemelen Hz.Ebû Bekir hanedanlık endişesi ile onları dışlamış görünmekteydi. Onlar uzun bir müddet Medine’de, siyaseti uzaktan izlemek durumunda kalmışlardır.

(Visited 56 times, 1 visits today)