Hendek Savaşının Neticesi

hendek-savasi-3

Hz. Nuaym’ın taktiği müspet neticesini vermeye başladı.
Plân gereği, Benî Kurayza Yahudileri, müşriklerin ileri gelenlerinden rehin almak üzere yetmiş kişi istediler; onlar ise, bunu yine Hz. Nuaym’ın tâlimi üzere reddettiler. Haliyle, bu durum aralarını açtı. Her iki taraf da, “Demek, Nu­aym’ın söyledikleri doğruymuş!” diyerek aralarındaki münâsebetleri kes­tiler.

Benî Kurayzalar, aynı şekilde Gatafanlardan da rehine istediler. Onlar da red­dedince, plân başarıyla neticelenmiş oldu.

Son Çarpışma ve Allah’ın Nusreti!
Müşrik ordusu son defa, var gücü ve bütün şiddeti ile hendeğin her tara­fın­dan hücuma geçti. Çarpışmalar çok şiddetli oluyordu. Karşılıklı ok ve taş atış­larıyla taraflar birbirlerini yıldırmak ve püskürtmek istiyorlardı.

Harbin bütün şiddetiyle devam ettiği bu nâzik anda, Resûl-i Kibriya Efen­dimiz, ridâsını üzerinden yere atıp, ellerini Kadîr-i Mut­lak’a açarak şöyle dua ediyordu:

“Ey kitabı (Kur’an’ı) indiren, hesabı en çabuk gören, kavim ve kabileleri bozgunlara uğratan Allahım! Şu kabileleri de hezimete uğrat; sars onları Al­lahım! Onlara karşı bize yardım et! Allahım! Sen, bu bir avuç Müslümanın he­lâkını dilersen, artık sana ibadet edecek kim kalır?”[38]

O gün çarpışma bütün şiddetiyle devam etti. Artık hava kararmış, taraflar karargâhlarına çekilmişlerdi. Gecenin karanlığında Hz. Cebrail (a.s.), Peygam­ber Efendimize gel­di ve düşman ordusunun estirilen bir rüzgârla perişan edi­leceğini müjdeledi. Müjdeyi alan Resûl-i Ekrem, iki dizi üzerine çöktü, ellerini kal­dırarak nus­re­tini ulaştıran Cenab-ı Hakk’a, “Bana ve ashabıma merhame­tin­den dolayı, sana hadsiz şükür ve hamd olsun Allahım!” diyerek şük­rünü tak­dim etti.

Müşrikler Perişan Oluyor!
Cumartesi gecesi idi.
Geceyle birlikte, müşrik ordusunun bulunduğu sahada dondurucu bir rüz­gâr gürlemeye başladı. Bu, en soğuk kış gecelerinde esen bir dondurucu rüz­gârdı. Müşriklerin gözleri toz ve toprakla doldu. Kap kacaklar uçuşuyor, ça­dırlar sökülüyor, at­lar develer bir­birine karışıyor, gözler birbirini göremi­yor­du.[39]

Düşmanı artık müthiş bir korku ve panik havası sarmıştı. Şaşırmışlardı. Boz­gun evvela Ku­reyş müşrikleri cep­he­sinde başladı. Askerlerden önce, Ko­mu­tan Ebû Süfyan devesine atladı ve “Hemen göç ediniz; işte, ben gidiyo­rum!” diyerek Mekke’­ye doğru yola koyuldu. Ku­reyş ileri gelenleri kendisini kı­namasalardı, belki de tek başına doludizgin orduyu terk edip gidecekti. Kav­minin ileri gelenlerinin ayıplamasına uğrayan Ebû Süfyan, tek başına git­mek­ten vazgeçti ve geri döndü. Ne var ki artık orduda bozgun havası başla­mıştı ve durdurulacak gibi değildi. Askeri toparlamak için gösterilen gayretler neticesiz kaldı. Süratle toparlanıp Mekke yolunu tutmaktan başka yapabile­cekleri hiçbir şey kalmamıştı; öyle yaptılar.

Sadece takip edilmekten korktuklarından, henüz o sırada müşrikler safında Müslümanlara karşı savaşan Amr b. Âs ve Hâlid b. Velid, iki yüz kişilik bir sü­vari birliğiyle geride kaldılar.[40]

Ku­reyş müşrikleri gerisingeri kaçınca, kendileriyle ittifak etmiş bulunan di­ğer kabileler de ordugâhtan ayrılıp yurtlarına döndüler.

.
Video silinirse youtube’da ara: hendek savaşı radyo tiyatrosu

Peygamber Efendimiz ve Müslümanlara yapılan bu İlâhî yardımdan Kur’an-ı Kerim’de şöyle bahsedilir:

“Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın: O zamanda —ki, size düşman orduları saldırmıştı— da size onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular (melekler) göndermiştik. Allah, ne işlerseniz hepsini hakkıyla görendir.”[41]

Resûl-i Ekrem’in Cenab-ı Hakk’a Şükrü

Düşmanın büyük bir hezimete uğrayıp çekilmekte olduğunu gören Fahr-i Âlem Efendimiz, tebessümler arasında, yardımı gönderen Cenab-ı Hakk’a hamd ve şükrettikten sonra şöyle dedi:

“Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız bir O vardır. Allah, ordusunu aziz kıldı; kuluna da yardım etti. Tek başına da Ahzab’a (Arap kabilelerine) galebe etti!”[42]

Müşrik ordusunun hiçbir müspet netice alamadan eli boş döndüklerini, Kur’an-ı Kerim bize şöyle haber verir:

“Allah (Hendek Savaşı’ndaki) o kâfirleri, hiçbir zafere erdirmeden öfkele­riyle geri çevirdi. Böylece Allah, savaş yükünü mü’min­lerden kaldırdı. Allah, Kâvî’dir [her şeye gücü yeter], Azîz’dir [her şeye galiptir].”[43]

Zafer, Müslümanların!
Bir ay kadar süren çetin bir çarpışma ve muhasara, böy­lece, Allah’ın yardı­mıyla sona ermişti. Düşmanlar perişan edilirken, Müslümanlara da rahat bir nefes alma imkânı doğmuştu. Küffâr ordusunun bu dönüşü, artık bütün dö­nüşlerin başlangıcı sayılacaktı. Bundan böyle Müslümanlar üzerine yürüme cesaretini kendilerinde bulamayacaklardı. Zira, Bedir, Uhud ve işte Hendek gibi üç büyük savaşta mü’minlerin ne derece kuvvetli olduklarını ve onları bundan böyle mağlup etmenin kolay olmayacağını anlamış oluyorlar­dı.

Gerisingeri dönen müşrik ordusunda hâkim hava, ye’s, keder ve üzüntü iken mü’minler arasında ise tam bir bayram havası vardı. Herkes memnun ve mes­rurdu. Bunca yorucu çalışma, sebat ve cesaret ile çarpışmanın neticesini böylesine güzel bir surette elde etmekle, gönül huzuru içinde Rablerine, hamd ve şükrediyorlardı. Hz. Re­sû­lul­lah’ın şu müjdesi ise, sevinçlerini kat kat artırı­yordu:

“Bundan sonra biz gidip onlarla çarpışacağız; artık onlar, gelip bizimle çar­pışamayacaklardır!”[44]

Resûl-i Ekrem’le birlikte mücahitler bayram havası içinde, hen­dek­ten şehre döndüler.

Şehit ve Ölü Sayısı
Bu muharebede mücahitler yedi şehit vermişlerdi; kâfirlerden ise dört ölü vardı. Şehit olan sahabelerin hepsi de ensar­dandı.

[38] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 74; İbn Kesir, a.g.e., c. 3, s. 214.
[39] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 71.
[40] İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 69.
[41] Ahzab, 9.
[42] Buharî, Sahih, c. 3, s. 33.
[43] Ahzab, 25.
[44] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 4, s. 262.

(Visited 167 times, 1 visits today)

İlgili konular

Leave a Comment